Bir zamanlar küçük bir kız çocuğu büyüdükçe pembeliklerin artacağını sanarmış. Zorunlu sınavlar biter, kendi sorumluluğunu alır ve rahat rahat yaşar diye düşünürmüş. Büyüyünce insanların hepsinin artık anlayışlı birer iyilik meleği olduklarına inanırmış. Zaman zamanı kovalamış ve bu küçük kız genç bir kadın olmuş. Bu zaman kardeş her defasında ona ufak uyarılarda bulunmuş hayalperestliği bırakması için ama içindeki küçük kızı yitirmek istememiş genç kadın. Sonunda zaman kardeş, hayat kardeşle konuşmuş ve içeride yaşamaya devam etmekte inat eden küçük kıza bir oyun oynamışlar. Dünyanın en melek insanını bu genç kadının karşısına çıkarmışlar. Küçük kız yıllardır haklı olduğunu düşünüp beklemenin meyvesini aldığına inanıp coştukça coşmuş. Genç kadının içinde emsali görülmemiş fırtınalar yaratmış. Ancak bu esnada, diğer yanda, zaman kardeş ve hayat kardeş vaktin geldiğini anlayıp harekete geçmişler ve bu melek insanı kendi haline bırakmışlar. Çok geçmeden hayatının en büyük darbesini, hayatında tanıştığı bu "en melek" insandan almış genç kadın..
Şimdilerde onu görenler diyorlar ki; içindeki kız kaçıp gitmiş, bir daha bulunamamış. Genç kadın içindeki kız gidince bir boşlukla sersemleyip sersem hareketler yapmış. Sonunda da zamanın ona sunduğu gerçek hayatı içindeki boşluğa oturtup ruhu kirlenmişler kulübüne katılmış. Şimdilerde, daha önce sürekli sorduğu 'ama neden' ile başlayan soruların cevabını bilir olmuş..
Yaşasın, yok edin saflığı..
Friday, August 12, 2011
Thursday, June 23, 2011
çelik çöplüğü
Burası Maslak.
İş merkezlerinin yoğun olduğu ve caanım itü'nün yuvalandığı semt. Bir sürü plazalar mevcut, tabi mimari açıdan tartışmak bile istemiyorum bi çoğunu. Zaten şimdi konuya mimari açıdan girmeyim yoksa sabaha kadar yazarım, yoruldum bugün. Yüksekçek plazalardan birinin giriş katında kurulmuş birilerini bekliyorum. Bir yanıma bakıyorum, afilli bir giriş, oh mis!! Diğer yanıma bakıyorum ama onun ne olduğunu anlamıyorum bile. Şehrin çelik çöplüğü mü diye adlandırsam!!
Plazalar-plazalar arasında güzel güzel yeşil alan olarak düzenlenebilecek bu alan tam bir 'çelik çöplüğü' haline gelmiş. Etrafa bakıyorum, hani inşaat var da orada mı kullanılacak bu kirişler diye ama o da yok. Bu güzel alan, esintiyle de serinleyerek etrafa muhteşem toz dalgaları dağıtmakta bir yandan. Ben tek başıma bunlardan birini bile taşıyamam atıl alana. E, o zaman ben ne dedim ki şimdi??
Maslak'tan bildirdim..
İş merkezlerinin yoğun olduğu ve caanım itü'nün yuvalandığı semt. Bir sürü plazalar mevcut, tabi mimari açıdan tartışmak bile istemiyorum bi çoğunu. Zaten şimdi konuya mimari açıdan girmeyim yoksa sabaha kadar yazarım, yoruldum bugün. Yüksekçek plazalardan birinin giriş katında kurulmuş birilerini bekliyorum. Bir yanıma bakıyorum, afilli bir giriş, oh mis!! Diğer yanıma bakıyorum ama onun ne olduğunu anlamıyorum bile. Şehrin çelik çöplüğü mü diye adlandırsam!!
Plazalar-plazalar arasında güzel güzel yeşil alan olarak düzenlenebilecek bu alan tam bir 'çelik çöplüğü' haline gelmiş. Etrafa bakıyorum, hani inşaat var da orada mı kullanılacak bu kirişler diye ama o da yok. Bu güzel alan, esintiyle de serinleyerek etrafa muhteşem toz dalgaları dağıtmakta bir yandan. Ben tek başıma bunlardan birini bile taşıyamam atıl alana. E, o zaman ben ne dedim ki şimdi??
Maslak'tan bildirdim..
Wednesday, June 22, 2011
terlik zamanı
Dost başa düşman ayağa bakar diye, yıllar yılı yedi mi atalar bizi yoksa bu bir gerçek mi bugün düşündüm de düşündüm. Şimdi sayın hanım uygun iş elbisesi ile iş çıkışında arkadaşları ile buluşmaya gider. Yalnız anlayamadığı bir şekilde insanlar önce yere sonra yüzüne bakmaktadırlar. "Ne var yahu, eteğim mi katlanmış" diye bir kontrol eder ama kat falan yoktur, her şey yerli yerinde. Toplu taşımamızın canıgülü metroya biner ve o noktada çalışmaktan yorulan beyni yeniden işlemeye başlar. Ah be kızım, bu etek diz üstünde, e oldu mu şimdi!! Olmadı mı?? Neden olmasın?? Yıllardır giyiyoduk, belli yerlerde bakan bi kaç tip olurdu onlar da olsun napalım. Şimdi bakmayan yok!! Ne ara değişti bu gözlerin bakış yönü? Ne ara beyinler yazın dizüstü elbise giyince çorap giyilmediğini unuttu? Ne ara bu insanlar, yazın sıcaktan ter dökerken, bayanlar için en uygun kıyafetin elbise olduğunu unuttu?
Kardeşim onun adı ayak, terlik giyersin püfür püfür şenlenir. Kardeşim, onun adı da bacak, hani insanların vücudunda yürümeleri için işlevine ihtiyaç duydukları "araç". Sende de var aynından, her gün görmüyo musun??
Şimdi siz senelerdir alışkın olduğunuz bu sokak görüntülerine neden hayatınızda ilk kez görür gibi bakar oldunuz anlamadım. Çok çalışmayın, bakın iyi gelmemiş (şaka suratı)
E şimdi bu bizim bakarak arkadaşlarımız, dost mu düşman mı? Buna bi karar verip ona göre adım atmak lazım..
Kardeşim onun adı ayak, terlik giyersin püfür püfür şenlenir. Kardeşim, onun adı da bacak, hani insanların vücudunda yürümeleri için işlevine ihtiyaç duydukları "araç". Sende de var aynından, her gün görmüyo musun??
Şimdi siz senelerdir alışkın olduğunuz bu sokak görüntülerine neden hayatınızda ilk kez görür gibi bakar oldunuz anlamadım. Çok çalışmayın, bakın iyi gelmemiş (şaka suratı)
E şimdi bu bizim bakarak arkadaşlarımız, dost mu düşman mı? Buna bi karar verip ona göre adım atmak lazım..
Monday, May 16, 2011
Isındım yaw :)
Ehhh, işte diyoruz küresel ısınma da ısınma diye,
binaları adam edelim,
sanayiyi adam edelim,
trafiği adam edelim,
ama kendini adam sananlar dalga geçiyor bizimle..
E bu durumda hava da daha çoooookkkk dalga geçer bizimle..
Temmuz'da şemsiyeniz, Ocak'ta t-shirtünüz yanınızdan eksik olmasın!!
binaları adam edelim,
sanayiyi adam edelim,
trafiği adam edelim,
ama kendini adam sananlar dalga geçiyor bizimle..
E bu durumda hava da daha çoooookkkk dalga geçer bizimle..
Temmuz'da şemsiyeniz, Ocak'ta t-shirtünüz yanınızdan eksik olmasın!!
Wednesday, April 27, 2011
yanılksama
Bu sabah hiç de hoş uyanmadım (sanki her sabah çok hoş uyanıyomuşum gibi). Uzundur "merhaba gün" diye uyanamadım, neden mi?? Çünkü "gün" içinde oyuncuları da barındırıyormuş. Saftoroz arkadaşınız sandı ki herkes ve herşey kendisi gibi pembe bulutlardan inme (hadi erkekler maviden insin), ama işte kimse her ne renkse bi buluttan falan inme değilmiş.. Bunu öğrendikten sonra "yeni gün"e alışıp da kalkmak zaman alıyor elbette.
Bi yanda senelerce herkese güvenmek ve inanmak varken, diğer yanda şaşkın denizlerin dalgasında nereye savrulacağını beklemek var. Hangisinin daha kolay olduğu belli ama bi yandan da daha güzel o kolay olan aslında. Ama aslında kolay gibi göründüğüne bakmayın, o daha zor dalgalı denizlerle boğuşmaktan, zor olmasaydı herkes benim sandığım gibi olurdu işte!!
Bi yanda senelerce herkese güvenmek ve inanmak varken, diğer yanda şaşkın denizlerin dalgasında nereye savrulacağını beklemek var. Hangisinin daha kolay olduğu belli ama bi yandan da daha güzel o kolay olan aslında. Ama aslında kolay gibi göründüğüne bakmayın, o daha zor dalgalı denizlerle boğuşmaktan, zor olmasaydı herkes benim sandığım gibi olurdu işte!!
Wednesday, March 23, 2011
Aman bee
Amaaan alttaki yazı, sen destek oldun da ne oldu!! Kim neye karar vermişse o oldu, bana soran yok ki.. Hangi konuda karar mekanizması olacağım acaba, neyse sanırım sağlık sektöründe bi miktar karar mekanizması olabileceğim konular var da ordan bi tatmin olayım da geleyim ben..
Hah geldim, diyorum ki size "değer görmek" mi halüsinasyon yoksa "değer vermek" mi ? Bunun cevabı 2 şekilde de değişir, kişiden kişiye ve olandan olana. Benim olanımda "değer görmek" halüsinasyon olandı. Amma da safmışım yaa diyip duruyorum kendime ama bi noktada da ben bile kırılıyorum, ben bile diyorum çünkü güçlü bi kişilik olduğumu biliyorum özünde.
Güçlü olmayın kardeşim, güçlü olmayın!! Güçlü olana bi batırıyolar iğneyi öyle bi uyuşuyor ki valla şaşıp kalıyor sonra sayın güçlü şahıs. E ne oldu şimdi? "Hani nerde bütün o gerçekler" diye şaşa kalıyor ve "güçlü ama safsın saf" diyor ayna ona.. Şimdi ne yapmalı ki, elbet her zaman a, b, c (türkçe kardeşim) ç, d... planları olur bu şahısların ama planın da işlemediği nokta varmış elbet. Eh bundan geriye ne kalır, zar zor kırdığı buzdan kalesini yeniden inşaa etmek elbette. Yalnız bunun ustalar çok hızlıymış, baya baya inşaa ettiler. Arada erimeler oluyor ama usta hemen bi çözüm buluyor o noktaya, çünkü mekanizma çok emrivaki be kardeşim.
(hisli kısım) Elbette içerden çökmüş bir mekanizmanın dışını kabuk kabuk desteklesen de patlaklar verecektir ama ona da bi çözüm bulacaktır bu arkadaş.
Şimdi ben bunu duygusaldan mı yazdım, eğlenceden mi acaba di mi!! Nötrden nötrden.. Duygusalı burdan yaşayacak değilim, o bana kalsın..
Hah geldim, diyorum ki size "değer görmek" mi halüsinasyon yoksa "değer vermek" mi ? Bunun cevabı 2 şekilde de değişir, kişiden kişiye ve olandan olana. Benim olanımda "değer görmek" halüsinasyon olandı. Amma da safmışım yaa diyip duruyorum kendime ama bi noktada da ben bile kırılıyorum, ben bile diyorum çünkü güçlü bi kişilik olduğumu biliyorum özünde.
Güçlü olmayın kardeşim, güçlü olmayın!! Güçlü olana bi batırıyolar iğneyi öyle bi uyuşuyor ki valla şaşıp kalıyor sonra sayın güçlü şahıs. E ne oldu şimdi? "Hani nerde bütün o gerçekler" diye şaşa kalıyor ve "güçlü ama safsın saf" diyor ayna ona.. Şimdi ne yapmalı ki, elbet her zaman a, b, c (türkçe kardeşim) ç, d... planları olur bu şahısların ama planın da işlemediği nokta varmış elbet. Eh bundan geriye ne kalır, zar zor kırdığı buzdan kalesini yeniden inşaa etmek elbette. Yalnız bunun ustalar çok hızlıymış, baya baya inşaa ettiler. Arada erimeler oluyor ama usta hemen bi çözüm buluyor o noktaya, çünkü mekanizma çok emrivaki be kardeşim.
(hisli kısım) Elbette içerden çökmüş bir mekanizmanın dışını kabuk kabuk desteklesen de patlaklar verecektir ama ona da bi çözüm bulacaktır bu arkadaş.
Şimdi ben bunu duygusaldan mı yazdım, eğlenceden mi acaba di mi!! Nötrden nötrden.. Duygusalı burdan yaşayacak değilim, o bana kalsın..
Tuesday, March 1, 2011
Beklenmeyenden Destek
Bir korku ki tüm benliği saran, ama kendisini hissettirene kadar sadece pohpohlayan.. Hiç düşünmedi yolun sonunu, sadece yapacağının bir haritasını çıkardı ve hatta iki haritasını. Ancak iki haritanın sonunda da nereye vardığını bilmesine rağmen düşünmedi onu yine de. Sonunda haritaların çanları çaldı ve hareket günü geldi. Haritalar öyle hızlı çalıyorlardı ki çanları, korku sonunda çok sert bir hamle yapmak zorunda kaldı uyuyan kızı uyandırmak için. Yolların sonu bir tokattan daha sert çarpınca yüzüne dereden üçüncü bir yol oldu yüzünde. O derenin kaynağı öyle korkmuştu ki dere giderek daha da gürül gürül akmaya başladı ve suları yükseldi. Yükselen sular arasında çırpınarak ne yapacağına karar vermeye çalışan kız, boğulacağı sırada hıçkırıklar arasında haykırmaya başladı, "unuttum, her şeyi unuttum. ne olursun beni ona götür, yollar diğer insanların olsun, ben kalbimin çizdiği tek yolu izlerim. seçenekler başkalarının olsun, ben ona sarılabilmek umudundan öteye bir şey istemem". Sonunda korku acıdı kıza ve gövdesini titretti, hareket vaktini fısıldadı kulağına, gözlerine seslendi derenin akıntısını durdurmaları için, ellerini kaldırdı saklanmasınlar diye. Kızcağız korkunun yardımıyla kalbinden çıkan o tek yolda yürümeye başladı. Mutlu son mu? Mutlu son beklemeyin, son yok çünkü.
Korku haala orada duruyor, ancak yerini mutluluğa bıraktığında gidecektir. Adı korku bile olsa, kızın yola devam edebileceği umudunu koruyor ya kız minettar ona.
Değer vermek nedir öğretti korku; her şeye göğsünü gererek ulaşacaktır mutluluk kişisine..
Korku haala orada duruyor, ancak yerini mutluluğa bıraktığında gidecektir. Adı korku bile olsa, kızın yola devam edebileceği umudunu koruyor ya kız minettar ona.
Değer vermek nedir öğretti korku; her şeye göğsünü gererek ulaşacaktır mutluluk kişisine..
Subscribe to:
Posts (Atom)
