Bu rengarenk bir sirk. Ama sirkler hep ürkütücü gelmiştir bana. Palyaçolar, renkler cümbüşü, her yerde varolan gölgelerin dansı.. Bu sirke kendi isteğimle girdim. Herkesin 'her şey aynı' demesine ben de bir zaman kafa yorup, farklılığın ne olduğunu düşünürken rastladığım sirk arkadaşlarıma özenip, ben de onlarla yolculuğa çıktım. Beni yanlarına almaları için türlü türlü numaralar yapmam gerekmedi. Zaten bir tane de benim gibiye ihtiyaçları vardı. 'Daha önce de senin gibiler vardı ama hep yarı yolda bıraktılar, sözünün arkasında duracak mısın', dediklerinde, ileriyi düşünmeyen ve farklılığa takılıp uyuşmuş olan zihnim, dudaklarımın yerine 'Evet' dedi. Her türlü yükü üstlenip bir de minnet yerine kenara atılmayı bir görev bildim. Çok uzun zaman oldu ama çok kısa sürede geçti. Çok sırlara şahit oldum ama onları saklaya saklaya zihnim ağırlaştı. Çok derde deva oldum ama bedenim itilmekten yoruldu. Anaç yüreğim, gün geçtikçe insanların sandığım masumiyette olmadıklarını hissedip ağırlaştı. Yağmurda, yağmur gibi ağlayanlara, içi sıkkınken gülenlere kol kanat gerdim ama değer etmedi. Sürekli yalnız olan ruhum bir iki kelime dinlemek istedi ama benle konuşmayı seçen olmadı. Yalnız kalıp düşüncelere dalmalarına izin verdim ama hissettirmeden kol kanat gerip onlara huzuru tattırdım, yine de bana 'değerlim' diyen olmadı.
Bugün son kez sirkteydim, birazdan toplanıp, araçlarını çalıştırıp gidecekler ve benim yeteneğimde bir başkasını ikna etmeyi deneyecekler. Ben mi? Ben yağmurda bana kol kanat geren olmadan toprağın ortasında kıvrılacağım, bir süre sonra hızlı yağmur vuruşlarıyla toprağın altına doğru gömülmeye başlayacağım. Yağmur dinince toprak kokusunu ruhumun derinliklerine kadar hissedeceğim. Ben, herkesin etrafında iyilik istediğini zannederdim. Durum böyle olmadığı için de sevgimin tümünü dışarıya verip karşılığını hiç alamadım. Sonunda kalbim yoruldu ve yoruldu ve yorgunluktan parçalandı. Tepe noktasında kocaman parçası kopmuş bir sirk çadırı ne işe yarar ki. Yağmurdan korumaz.. Peki ben sizi sadece yağmurdan mı korudum?
Toprağın kokusunu gittikçe artarak hissederken artık bu saf soruyu sormayı bırakacağım. Son demde huzuru dinlemeliyim..
Tuesday, December 7, 2010
Subscribe to:
Posts (Atom)
