Thursday, March 4, 2010

2 senaryo

Hiçliğe gitmek mi daha kötüdür yoksa hiçlikten gelmek mi?
Durup dururken bir anda zihnini kemiren bir kemirgenin seslerini duyduğunu düşün. Zihininin yarattığı bu kemirgen tüm benliğini ele geçirebilir. Sana senin sesinmişcesine kendi sesini duyurabilir. Sana yapmak istemediğin şeyleri emredip yaptırabilir. Olmadığın bir kişinin sen olduğuna seni inandırabilir. Giderek yitirmekte olduğun 'sen' hiçbir şeyi anlamadan onun direktifleri doğrultusunda hareket eder. Senin varabileceğin noktaları sana unutturur. Beynini uyuşturur. O, yerinde oturmuş bir şeyler yapmaya çalışıp yapamazken, senden hıncını alır ve senin yapabileceklerini sana unutturur. Böylece sen de onun gibi olursun. Giderek, giderek ve giderek.. Sonunda, oturduğun yerden ellerine, kollarına baktığında tanıştığına memnun olmazsın bu yeni kişiyle.

Zihninde yaşayan bir kemirgeni söküp atmaya çalıştığını düşün. O kadar çok senden almış ki/çalmış ki onu yakalamaya çalışırken geçtiğin yerlerin hep engebeli. Zihnindeki mükemmel hatlardan eser yok. Düşe kalka onu yakalamak için ilerlemeye çalışıyorsun. Bunca zaman neler yaptığını, neler düşündüğünü, nasıl da haksız olduğunu, 'sen' kişisine verdiğin/verdiği hasarı düşünüyorsun. O kişiye yarattığın engelleri düşünüp de aslında yapabileceklerini yapamadığına inandırdığını fark ettiğin anda o kemirgeni kucağında buluyorsun ve olanca kuvvetinle 'sen' kişisinden uzağa atıyorsun. Sonunda kopmuş parçaların tamamlanıp 'ben' olurken rüzgarın esintisinde yolunu buluyorsun.