skip to main |
skip to sidebar
Türkiye' de 'Dönüşüm' uzun zamandır izlediğim en güzel konulu filmdi diyebilirim. Efektler açısından çok yetersizdi, bunu dile getirmeliyim, fakat konu ve konunun işlenişi açısından Sophie Marceu'nun başarılı karakter eşlemiyle sürükleyici ve dolu bir filmdi.
Kısaca fim: yazar Jeanne 8 yaşında küçük bir kız iken bir trafik kazası sonucu hafızasını yitirmiştir, genç bir anne olduktan sonra otobiyografi yazmaya karar verir, fakat 8 yaşı öncesini annesinin hatırlatmalarına rağmen bir türlü kafasında oturtamamaktadır. Otobiyografisinin başarısız olmasının ardından geçirdiği travmalar ile vücudunda ve etrafında bir takım değişimler hisseder ve karşısında gördüğü her şey bambaşka birisine ait şeylere dönüşür.
Psikolojik bir gerilim olan film beni insanın içinde yaşadığı bu ikilemi canlı olarak izletebilmesi açısından çok etkiledi. Herkese izlemelerini tavsiye ederim.
ilginç olan hayatın bölümlerden oluştuğunu fark ettiğimde gerçekleşmedi, ilginç olan bu bölümlerin tekrarlandığını keşfettiğimde gerçekleşti. bu dönemi de ağlama-sızlama-destekler-gülmeler-danslarla geçirdim derken bir kaç bölüm sonra aynı şey yeniden olmaya başlıyor. hikayelerde olan bir iplik gibi değil yani, hikayenin bittiği noktadan sonrasını okusak o zaman aynılıkları fark ederiz. iplikten çok iki ucu birbirine düğümlenmiş bir iplik olarak tanımlayabilirim ben bu yaşantı kelimesini. fark etmeyenlere ne ala, 'bu da bitti oh, bak eskiden ne de üzülmüştüm buna', şeklinde dizilerce dizelerce yazılabilecek kalıp. birey olarak, içte yaşananların tekrarından bahsediyorum oysaki, yani bazen bu durumu yalnızca siz bilirsiniz. ben bölümlerin sonunda noktalar koyduğumu düşünüyordum, kapılarını kapatıp kilidi vurduğumu sanıyordum ve sadece deliklerden ışıkları süzülüyordu bana yol göstermek için. blok halinde önüme "güm" diye düşebileceklerini hiç düşünmemiştim. 'ya bu kapı açılır ya da bir süre böyle yüzyüze bakarız' dediğinde bloğun teki açmamaya kararlı olduğum için yüzyüze bakmayı kabul ettim ama ne zamana kadar acaba diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. deneyimin sonucunu aktaracağım (ama) yer ve zaman belli değil henüz, o zaman görüşürüz diyeyim :)
Lego ev ile ilgili yazımın ardından zaman geçti, fakat başka bir konuya değinmeden tekrardan bu konuyu gündeme getirmek gerekti. Radikal gazetesinin 22 Eylül tarihli haberinde lego evin yıkılmakla karşı karşıya olduğuna dair bir haber var. Lego ev eğer Legoland'e taşınabilmiş olsaydı, o zaman pek bir sorun teşkül etmez hatta güzel bir ek olurdu. Legoland için çok anlamlı olacağı kanısındayım. Fakat şu anki duruma bakılırsa yıkılacağı aşikar. Üzüm bağlarının ortasına kurulmuş olması tehdidiyle ve ağırlığı göz önünde bulundurulduğu takdirde, bu evin ne olacağını ben de çok merak ediyorum açıkçası. Legoland'e taşınabilmesinden yanayım ama nedense yıkılacağına da eminim!!Umarım yanılırım..
Televizyon sunucusu James May'in James May's Toy Stories isimli programı için yapılan yeni bir çalışma lego ev idi.
Lego evi kendisi de dahil olmak üzere gönüllülerle beraber inşa etti. 3 milyon civarında parça kullandıkları bu yapıya önce bir uzaktan bakalım. Çok eğlenceli, renkli, yapması da eminimki çok eğlenceli olmuştur. Gidip görmek isterim elbette ki. Özellikle inşa halindeyken yapılan konstrüksiyonu ve etrafına legoların nasıl işlendiğini görmek isterdim. Fakat atık açısından çok büyük bir zarar olduğunu düşünüyorum bu yapının. Her şey bitti bu mu kaldı diyeceksiniz. Şöyle ki, bu yapı bir programın konsepti altında yapılıyor ve esas amacı gülümsemek. Fakat bu kadar fazla miktardaki plastik atık, özellikle artık önlem alsak da almasak da zor durumda olduğumuz ekolojik problemlere bir problem olarak katkı sağlayacaktır.
Bu tarz işler yapılmamalı mı sorusuna benden gelecek olan cevap, eğer kendimizi bilseydik ve ayağımızı denk almış olsaydık, küresel ısınmayla bu derece çaresizce karşı karşıya kalmamış olsaydık yapılabilirdi, onun dışında bu tarz ütopik projeler görmek önce gülümsetip sonra 'ama', 'fakat', 'bir saniye' şeklinde korku ve uyarılarla devam edecek olan düşüncelere yer veriyor.
İncelemek için
Inglourious Basterds şu ara sinemalarda ve İstabul'a dün gelmiş olduğumdan filmi izlemeye ancak bu gün gidebildim.Yer: Beyoğlu AFMZaman: 18:30Eski AFM'den eser kalmamış olmasını kim nasıl açıklamak ister? Eski salonlarında en azından geniş salonda sinema keyfi çıkarabiliyorduk. Şimdi yeraltına indikten sonra var olan 1-7-8 numaralı salonları için 'cep sineması' tanımını yapabileceğim ancak. Bir tek bu kadar da değil. Hadi KFC, Pizza Hut ve Wagamama(artık Burger King) açmak için salonlarınızı küçülttünüz, bu oranda şu sattığınız içecek ve yiyeceklerin de fiyatını düşürmeniz gerekmez mi? Kalite oranına uygun olarak fiyatların düşmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, bizim insanlarımız tuvalet kullanma konusunda özürlüler kabul ediyorum ama bu oradaki tuvaletlerin en azından temizlenmeli ve onarılmalı olduğu gerçeğini yok etmiyor.Film başlamadan önce öyle moralim bozuldu ki, geri çıkmamak için zor tuttum kendimi çünkü filmi çok merak ediyordum. Neyse ki film öyle kaliteliydi ki kimseyle tartışmadan eve geri dönmüş oldum ama bir daha Beyoğlu'nda AFM'ye uğrar mıyım meçhul...Bu güzelim sinema ben 2003 senesinde İstanbul'a geldiğimde benim için gidilesi bir mekandı. Bizim küçük Antakyamız'da 4 salonlu, bize göre o eski tek salonlu sinemamızdan sonra gayet gelişmiş olan yeni sinemamızdan sonra Beyoğlu AFM'nin salonları bana olanın üstü şeklinde görünmüştü. Ama şu anda bizim sinemamızdaki en küçük ve sıcak ve rahatsız olan 'kırmızı salon' ile eşit durumda olan bir bütün AFM'den bahsediyoruz.Şimdi daha fazla can sıkmadan böyle kapatayım ben bu konuyu..PS: Christoph Waltz'ı en iyi erkek oyuncu adayı olarak gösteriyorum !!
akşamüstü evde animasyon izlerken tam ortasında durdurup, markete gitmek için evden çıkıp, onun yerine önce benzinciye oradan Stolper Eck'e gidip , pizza yerine telefon rehberi isteyip, çilingiri arayıp, eve dönüp çilingirle 2 dk geçirdikten sonra saat 8 yerine 8:30'da gelmiş olduğu için %100 zamla 80€ ödeyip, tekrar sandalyelerimize oturup animasyonu izlemeye devam ettik. Uzun soluklu ve pahalı bir anı olmuş bu :)
Yeni olmayan fakat çok hoş olan bir haber. Atık konumuna düşmüş olan malzeme ve nesnelerin yeniden kullanılarak değerlendirilmesiyle muntazam ve ilginç ürünler elde edilmiş. Bu ürünler dünyamızı atıklardan korumak açısından büyük önem taşıyorlar ve örnek olmalılar. Tabi ki, her yerde bu örneklerin tamamından yapmak mümkün değil ve bana göre yapılmamalı da. Bizim yapmamız gereken mümkün olduğunca geri dönüşümlü malzeme kullanmak ve kullanılan enerjiyi minimuma indirgemeye yardımcı olmaktır.Bu örnekleri özetlemek gerekirse, şarap fıçılarından otel odaları; yataklı vagondan ev; uçaktan ev; hurda arabalar, bira kutuları, taşlar, jantlar, kablolar gibi atık sayılan malzemelerden binalar, vb. Bu örneklerin tümüne ve ayrıntılarına buradan ulaşabilirsiniz.
Flaman mimar Koen Olthius, Flamanların baş belası olan ve yüzyıllardır boğuştukları gel-git ile baş etmenin estetik ve ekolojik bir yolunu buldu: yüzer site.
İnsanlar su ile rahatça yaşarken bir yandan da enerji korunumu gerçekleştiriliyor. Geleneksel binalara göre %25 daha fazla enerji korunumu sağlayacak olan bu site, prefabrike 60 lüks daire modülünün bir araya getirilmesiyle oluşturulacak.
Ayrıca her daire modülüne ilişik bulunan 'greenhouse' alanları pasif olarak güneş enerjisinden yararlanamayı sağlayacak. Daha ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Güzel gelişmeler oluyor. Son olarak Mersin Silifke'ye bağlı Kurtuluş köyüne kurulan, güneş enerjisinden yararlanılarak elektrik akımıyla su pompalıycak olan sistem gerçekleştirildi.Bu sistem çiftçilere büyük kolaylık sağlamasının yanında, güneşi enerji kaynağı olarak kullanmak açısından atılan güzel bir adım.
şudur ki;
complexvedeeğlencelisanat. kendimce oluşturmaya çalıştığım bir anlayış var ki-onun için- fotoğraf çekiyorum, sonra saf fotoğraflar ve degaje fotoğraflar olarak 2'ye ayırıyorum onları. saf fotoğrafları direk safyen paylaşıyorum, degaje fotoğrafları ise kendime saklıyorum, degajelerine el atmak gerekiyor.
bir kısmını görmek için: http://gozdes-tune.deviantart.com/
PS: bu yazının devamını sildim, belki sonra tekrar eklerim..
şudur ki; 2 boyutlu, masum renklilerin deli heyecana bulaştığı, hareketlendiği, hareketlendirdiği, heycanlandırdığı, düşündürdüğü, sabrettirdiği, sohbet ettirdiği, arkadaş ettiği, fan yaptığı eğlence unsuru. masum renkliler bazen karşımıza geçip "haftaya görüşemeyeceğiz" dediklerinde nasıl bir üzüntüdür o gelen. masum renkliler aslında bizim vazgeçilmezimiz olmuşlardır ama bu onların o kadar da masum olmadığını göstermez mi ki ??
kendimce bir açılış yapıyorum, sade çiçekler koltuğa yapışık duruyorlar, fonda cat power-ice water-hım yalnız bir açılışa uygun !! ve fazla da uzun bir açılış yapmak istemiyorum zaten, o yüzden yalnız olmam 'gerekliydi'. şimdi istediğim zaman, oturuşumu değiştirip günlük moda girebilirim. tantana, balonlar, öpüşmeler, kırmızı dudaklar, siyah kravatlar... ne de zor değil mi !! 'özel bir davet' - inanılmaz başkalaştığımız hatta kendimize kesinlikle benzemedeğimiz, başkasının içimize girip bizi yönettiği anlar bütünü ve anlar saatleri devirir.. kendimiz geri ortaya çıkarız, çok da rahatızdır, şöyle bi çok güzeldi gülümsemesi yanaklara doğru.. doğru mu?? yok sağolun, başıma çok geldi ve her defasında of hadi moru beni sardı, şimdi ben bu sevgili moru herkesin başına dert etmek ister miyim? ben sevmezken başkasını zorlar mıyım? işte o yüzden tek başıma kutladım ya şimdi, bu açılış konuşması vesvelesini de geçtik, şimdi ben L şeklinden 90˚ klasiğe dönüyorum..