Bir zamanlar küçük bir kız çocuğu büyüdükçe pembeliklerin artacağını sanarmış. Zorunlu sınavlar biter, kendi sorumluluğunu alır ve rahat rahat yaşar diye düşünürmüş. Büyüyünce insanların hepsinin artık anlayışlı birer iyilik meleği olduklarına inanırmış. Zaman zamanı kovalamış ve bu küçük kız genç bir kadın olmuş. Bu zaman kardeş her defasında ona ufak uyarılarda bulunmuş hayalperestliği bırakması için ama içindeki küçük kızı yitirmek istememiş genç kadın. Sonunda zaman kardeş, hayat kardeşle konuşmuş ve içeride yaşamaya devam etmekte inat eden küçük kıza bir oyun oynamışlar. Dünyanın en melek insanını bu genç kadının karşısına çıkarmışlar. Küçük kız yıllardır haklı olduğunu düşünüp beklemenin meyvesini aldığına inanıp coştukça coşmuş. Genç kadının içinde emsali görülmemiş fırtınalar yaratmış. Ancak bu esnada, diğer yanda, zaman kardeş ve hayat kardeş vaktin geldiğini anlayıp harekete geçmişler ve bu melek insanı kendi haline bırakmışlar. Çok geçmeden hayatının en büyük darbesini, hayatında tanıştığı bu "en melek" insandan almış genç kadın..
Şimdilerde onu görenler diyorlar ki; içindeki kız kaçıp gitmiş, bir daha bulunamamış. Genç kadın içindeki kız gidince bir boşlukla sersemleyip sersem hareketler yapmış. Sonunda da zamanın ona sunduğu gerçek hayatı içindeki boşluğa oturtup ruhu kirlenmişler kulübüne katılmış. Şimdilerde, daha önce sürekli sorduğu 'ama neden' ile başlayan soruların cevabını bilir olmuş..
Yaşasın, yok edin saflığı..
Friday, August 12, 2011
Thursday, June 23, 2011
çelik çöplüğü
Burası Maslak.
İş merkezlerinin yoğun olduğu ve caanım itü'nün yuvalandığı semt. Bir sürü plazalar mevcut, tabi mimari açıdan tartışmak bile istemiyorum bi çoğunu. Zaten şimdi konuya mimari açıdan girmeyim yoksa sabaha kadar yazarım, yoruldum bugün. Yüksekçek plazalardan birinin giriş katında kurulmuş birilerini bekliyorum. Bir yanıma bakıyorum, afilli bir giriş, oh mis!! Diğer yanıma bakıyorum ama onun ne olduğunu anlamıyorum bile. Şehrin çelik çöplüğü mü diye adlandırsam!!
Plazalar-plazalar arasında güzel güzel yeşil alan olarak düzenlenebilecek bu alan tam bir 'çelik çöplüğü' haline gelmiş. Etrafa bakıyorum, hani inşaat var da orada mı kullanılacak bu kirişler diye ama o da yok. Bu güzel alan, esintiyle de serinleyerek etrafa muhteşem toz dalgaları dağıtmakta bir yandan. Ben tek başıma bunlardan birini bile taşıyamam atıl alana. E, o zaman ben ne dedim ki şimdi??
Maslak'tan bildirdim..
İş merkezlerinin yoğun olduğu ve caanım itü'nün yuvalandığı semt. Bir sürü plazalar mevcut, tabi mimari açıdan tartışmak bile istemiyorum bi çoğunu. Zaten şimdi konuya mimari açıdan girmeyim yoksa sabaha kadar yazarım, yoruldum bugün. Yüksekçek plazalardan birinin giriş katında kurulmuş birilerini bekliyorum. Bir yanıma bakıyorum, afilli bir giriş, oh mis!! Diğer yanıma bakıyorum ama onun ne olduğunu anlamıyorum bile. Şehrin çelik çöplüğü mü diye adlandırsam!!
Plazalar-plazalar arasında güzel güzel yeşil alan olarak düzenlenebilecek bu alan tam bir 'çelik çöplüğü' haline gelmiş. Etrafa bakıyorum, hani inşaat var da orada mı kullanılacak bu kirişler diye ama o da yok. Bu güzel alan, esintiyle de serinleyerek etrafa muhteşem toz dalgaları dağıtmakta bir yandan. Ben tek başıma bunlardan birini bile taşıyamam atıl alana. E, o zaman ben ne dedim ki şimdi??
Maslak'tan bildirdim..
Wednesday, June 22, 2011
terlik zamanı
Dost başa düşman ayağa bakar diye, yıllar yılı yedi mi atalar bizi yoksa bu bir gerçek mi bugün düşündüm de düşündüm. Şimdi sayın hanım uygun iş elbisesi ile iş çıkışında arkadaşları ile buluşmaya gider. Yalnız anlayamadığı bir şekilde insanlar önce yere sonra yüzüne bakmaktadırlar. "Ne var yahu, eteğim mi katlanmış" diye bir kontrol eder ama kat falan yoktur, her şey yerli yerinde. Toplu taşımamızın canıgülü metroya biner ve o noktada çalışmaktan yorulan beyni yeniden işlemeye başlar. Ah be kızım, bu etek diz üstünde, e oldu mu şimdi!! Olmadı mı?? Neden olmasın?? Yıllardır giyiyoduk, belli yerlerde bakan bi kaç tip olurdu onlar da olsun napalım. Şimdi bakmayan yok!! Ne ara değişti bu gözlerin bakış yönü? Ne ara beyinler yazın dizüstü elbise giyince çorap giyilmediğini unuttu? Ne ara bu insanlar, yazın sıcaktan ter dökerken, bayanlar için en uygun kıyafetin elbise olduğunu unuttu?
Kardeşim onun adı ayak, terlik giyersin püfür püfür şenlenir. Kardeşim, onun adı da bacak, hani insanların vücudunda yürümeleri için işlevine ihtiyaç duydukları "araç". Sende de var aynından, her gün görmüyo musun??
Şimdi siz senelerdir alışkın olduğunuz bu sokak görüntülerine neden hayatınızda ilk kez görür gibi bakar oldunuz anlamadım. Çok çalışmayın, bakın iyi gelmemiş (şaka suratı)
E şimdi bu bizim bakarak arkadaşlarımız, dost mu düşman mı? Buna bi karar verip ona göre adım atmak lazım..
Kardeşim onun adı ayak, terlik giyersin püfür püfür şenlenir. Kardeşim, onun adı da bacak, hani insanların vücudunda yürümeleri için işlevine ihtiyaç duydukları "araç". Sende de var aynından, her gün görmüyo musun??
Şimdi siz senelerdir alışkın olduğunuz bu sokak görüntülerine neden hayatınızda ilk kez görür gibi bakar oldunuz anlamadım. Çok çalışmayın, bakın iyi gelmemiş (şaka suratı)
E şimdi bu bizim bakarak arkadaşlarımız, dost mu düşman mı? Buna bi karar verip ona göre adım atmak lazım..
Monday, May 16, 2011
Isındım yaw :)
Ehhh, işte diyoruz küresel ısınma da ısınma diye,
binaları adam edelim,
sanayiyi adam edelim,
trafiği adam edelim,
ama kendini adam sananlar dalga geçiyor bizimle..
E bu durumda hava da daha çoooookkkk dalga geçer bizimle..
Temmuz'da şemsiyeniz, Ocak'ta t-shirtünüz yanınızdan eksik olmasın!!
binaları adam edelim,
sanayiyi adam edelim,
trafiği adam edelim,
ama kendini adam sananlar dalga geçiyor bizimle..
E bu durumda hava da daha çoooookkkk dalga geçer bizimle..
Temmuz'da şemsiyeniz, Ocak'ta t-shirtünüz yanınızdan eksik olmasın!!
Wednesday, April 27, 2011
yanılksama
Bu sabah hiç de hoş uyanmadım (sanki her sabah çok hoş uyanıyomuşum gibi). Uzundur "merhaba gün" diye uyanamadım, neden mi?? Çünkü "gün" içinde oyuncuları da barındırıyormuş. Saftoroz arkadaşınız sandı ki herkes ve herşey kendisi gibi pembe bulutlardan inme (hadi erkekler maviden insin), ama işte kimse her ne renkse bi buluttan falan inme değilmiş.. Bunu öğrendikten sonra "yeni gün"e alışıp da kalkmak zaman alıyor elbette.
Bi yanda senelerce herkese güvenmek ve inanmak varken, diğer yanda şaşkın denizlerin dalgasında nereye savrulacağını beklemek var. Hangisinin daha kolay olduğu belli ama bi yandan da daha güzel o kolay olan aslında. Ama aslında kolay gibi göründüğüne bakmayın, o daha zor dalgalı denizlerle boğuşmaktan, zor olmasaydı herkes benim sandığım gibi olurdu işte!!
Bi yanda senelerce herkese güvenmek ve inanmak varken, diğer yanda şaşkın denizlerin dalgasında nereye savrulacağını beklemek var. Hangisinin daha kolay olduğu belli ama bi yandan da daha güzel o kolay olan aslında. Ama aslında kolay gibi göründüğüne bakmayın, o daha zor dalgalı denizlerle boğuşmaktan, zor olmasaydı herkes benim sandığım gibi olurdu işte!!
Wednesday, March 23, 2011
Aman bee
Amaaan alttaki yazı, sen destek oldun da ne oldu!! Kim neye karar vermişse o oldu, bana soran yok ki.. Hangi konuda karar mekanizması olacağım acaba, neyse sanırım sağlık sektöründe bi miktar karar mekanizması olabileceğim konular var da ordan bi tatmin olayım da geleyim ben..
Hah geldim, diyorum ki size "değer görmek" mi halüsinasyon yoksa "değer vermek" mi ? Bunun cevabı 2 şekilde de değişir, kişiden kişiye ve olandan olana. Benim olanımda "değer görmek" halüsinasyon olandı. Amma da safmışım yaa diyip duruyorum kendime ama bi noktada da ben bile kırılıyorum, ben bile diyorum çünkü güçlü bi kişilik olduğumu biliyorum özünde.
Güçlü olmayın kardeşim, güçlü olmayın!! Güçlü olana bi batırıyolar iğneyi öyle bi uyuşuyor ki valla şaşıp kalıyor sonra sayın güçlü şahıs. E ne oldu şimdi? "Hani nerde bütün o gerçekler" diye şaşa kalıyor ve "güçlü ama safsın saf" diyor ayna ona.. Şimdi ne yapmalı ki, elbet her zaman a, b, c (türkçe kardeşim) ç, d... planları olur bu şahısların ama planın da işlemediği nokta varmış elbet. Eh bundan geriye ne kalır, zar zor kırdığı buzdan kalesini yeniden inşaa etmek elbette. Yalnız bunun ustalar çok hızlıymış, baya baya inşaa ettiler. Arada erimeler oluyor ama usta hemen bi çözüm buluyor o noktaya, çünkü mekanizma çok emrivaki be kardeşim.
(hisli kısım) Elbette içerden çökmüş bir mekanizmanın dışını kabuk kabuk desteklesen de patlaklar verecektir ama ona da bi çözüm bulacaktır bu arkadaş.
Şimdi ben bunu duygusaldan mı yazdım, eğlenceden mi acaba di mi!! Nötrden nötrden.. Duygusalı burdan yaşayacak değilim, o bana kalsın..
Hah geldim, diyorum ki size "değer görmek" mi halüsinasyon yoksa "değer vermek" mi ? Bunun cevabı 2 şekilde de değişir, kişiden kişiye ve olandan olana. Benim olanımda "değer görmek" halüsinasyon olandı. Amma da safmışım yaa diyip duruyorum kendime ama bi noktada da ben bile kırılıyorum, ben bile diyorum çünkü güçlü bi kişilik olduğumu biliyorum özünde.
Güçlü olmayın kardeşim, güçlü olmayın!! Güçlü olana bi batırıyolar iğneyi öyle bi uyuşuyor ki valla şaşıp kalıyor sonra sayın güçlü şahıs. E ne oldu şimdi? "Hani nerde bütün o gerçekler" diye şaşa kalıyor ve "güçlü ama safsın saf" diyor ayna ona.. Şimdi ne yapmalı ki, elbet her zaman a, b, c (türkçe kardeşim) ç, d... planları olur bu şahısların ama planın da işlemediği nokta varmış elbet. Eh bundan geriye ne kalır, zar zor kırdığı buzdan kalesini yeniden inşaa etmek elbette. Yalnız bunun ustalar çok hızlıymış, baya baya inşaa ettiler. Arada erimeler oluyor ama usta hemen bi çözüm buluyor o noktaya, çünkü mekanizma çok emrivaki be kardeşim.
(hisli kısım) Elbette içerden çökmüş bir mekanizmanın dışını kabuk kabuk desteklesen de patlaklar verecektir ama ona da bi çözüm bulacaktır bu arkadaş.
Şimdi ben bunu duygusaldan mı yazdım, eğlenceden mi acaba di mi!! Nötrden nötrden.. Duygusalı burdan yaşayacak değilim, o bana kalsın..
Tuesday, March 1, 2011
Beklenmeyenden Destek
Bir korku ki tüm benliği saran, ama kendisini hissettirene kadar sadece pohpohlayan.. Hiç düşünmedi yolun sonunu, sadece yapacağının bir haritasını çıkardı ve hatta iki haritasını. Ancak iki haritanın sonunda da nereye vardığını bilmesine rağmen düşünmedi onu yine de. Sonunda haritaların çanları çaldı ve hareket günü geldi. Haritalar öyle hızlı çalıyorlardı ki çanları, korku sonunda çok sert bir hamle yapmak zorunda kaldı uyuyan kızı uyandırmak için. Yolların sonu bir tokattan daha sert çarpınca yüzüne dereden üçüncü bir yol oldu yüzünde. O derenin kaynağı öyle korkmuştu ki dere giderek daha da gürül gürül akmaya başladı ve suları yükseldi. Yükselen sular arasında çırpınarak ne yapacağına karar vermeye çalışan kız, boğulacağı sırada hıçkırıklar arasında haykırmaya başladı, "unuttum, her şeyi unuttum. ne olursun beni ona götür, yollar diğer insanların olsun, ben kalbimin çizdiği tek yolu izlerim. seçenekler başkalarının olsun, ben ona sarılabilmek umudundan öteye bir şey istemem". Sonunda korku acıdı kıza ve gövdesini titretti, hareket vaktini fısıldadı kulağına, gözlerine seslendi derenin akıntısını durdurmaları için, ellerini kaldırdı saklanmasınlar diye. Kızcağız korkunun yardımıyla kalbinden çıkan o tek yolda yürümeye başladı. Mutlu son mu? Mutlu son beklemeyin, son yok çünkü.
Korku haala orada duruyor, ancak yerini mutluluğa bıraktığında gidecektir. Adı korku bile olsa, kızın yola devam edebileceği umudunu koruyor ya kız minettar ona.
Değer vermek nedir öğretti korku; her şeye göğsünü gererek ulaşacaktır mutluluk kişisine..
Korku haala orada duruyor, ancak yerini mutluluğa bıraktığında gidecektir. Adı korku bile olsa, kızın yola devam edebileceği umudunu koruyor ya kız minettar ona.
Değer vermek nedir öğretti korku; her şeye göğsünü gererek ulaşacaktır mutluluk kişisine..
Tuesday, December 7, 2010
Yanılsama
Bu rengarenk bir sirk. Ama sirkler hep ürkütücü gelmiştir bana. Palyaçolar, renkler cümbüşü, her yerde varolan gölgelerin dansı.. Bu sirke kendi isteğimle girdim. Herkesin 'her şey aynı' demesine ben de bir zaman kafa yorup, farklılığın ne olduğunu düşünürken rastladığım sirk arkadaşlarıma özenip, ben de onlarla yolculuğa çıktım. Beni yanlarına almaları için türlü türlü numaralar yapmam gerekmedi. Zaten bir tane de benim gibiye ihtiyaçları vardı. 'Daha önce de senin gibiler vardı ama hep yarı yolda bıraktılar, sözünün arkasında duracak mısın', dediklerinde, ileriyi düşünmeyen ve farklılığa takılıp uyuşmuş olan zihnim, dudaklarımın yerine 'Evet' dedi. Her türlü yükü üstlenip bir de minnet yerine kenara atılmayı bir görev bildim. Çok uzun zaman oldu ama çok kısa sürede geçti. Çok sırlara şahit oldum ama onları saklaya saklaya zihnim ağırlaştı. Çok derde deva oldum ama bedenim itilmekten yoruldu. Anaç yüreğim, gün geçtikçe insanların sandığım masumiyette olmadıklarını hissedip ağırlaştı. Yağmurda, yağmur gibi ağlayanlara, içi sıkkınken gülenlere kol kanat gerdim ama değer etmedi. Sürekli yalnız olan ruhum bir iki kelime dinlemek istedi ama benle konuşmayı seçen olmadı. Yalnız kalıp düşüncelere dalmalarına izin verdim ama hissettirmeden kol kanat gerip onlara huzuru tattırdım, yine de bana 'değerlim' diyen olmadı.
Bugün son kez sirkteydim, birazdan toplanıp, araçlarını çalıştırıp gidecekler ve benim yeteneğimde bir başkasını ikna etmeyi deneyecekler. Ben mi? Ben yağmurda bana kol kanat geren olmadan toprağın ortasında kıvrılacağım, bir süre sonra hızlı yağmur vuruşlarıyla toprağın altına doğru gömülmeye başlayacağım. Yağmur dinince toprak kokusunu ruhumun derinliklerine kadar hissedeceğim. Ben, herkesin etrafında iyilik istediğini zannederdim. Durum böyle olmadığı için de sevgimin tümünü dışarıya verip karşılığını hiç alamadım. Sonunda kalbim yoruldu ve yoruldu ve yorgunluktan parçalandı. Tepe noktasında kocaman parçası kopmuş bir sirk çadırı ne işe yarar ki. Yağmurdan korumaz.. Peki ben sizi sadece yağmurdan mı korudum?
Toprağın kokusunu gittikçe artarak hissederken artık bu saf soruyu sormayı bırakacağım. Son demde huzuru dinlemeliyim..
Bugün son kez sirkteydim, birazdan toplanıp, araçlarını çalıştırıp gidecekler ve benim yeteneğimde bir başkasını ikna etmeyi deneyecekler. Ben mi? Ben yağmurda bana kol kanat geren olmadan toprağın ortasında kıvrılacağım, bir süre sonra hızlı yağmur vuruşlarıyla toprağın altına doğru gömülmeye başlayacağım. Yağmur dinince toprak kokusunu ruhumun derinliklerine kadar hissedeceğim. Ben, herkesin etrafında iyilik istediğini zannederdim. Durum böyle olmadığı için de sevgimin tümünü dışarıya verip karşılığını hiç alamadım. Sonunda kalbim yoruldu ve yoruldu ve yorgunluktan parçalandı. Tepe noktasında kocaman parçası kopmuş bir sirk çadırı ne işe yarar ki. Yağmurdan korumaz.. Peki ben sizi sadece yağmurdan mı korudum?
Toprağın kokusunu gittikçe artarak hissederken artık bu saf soruyu sormayı bırakacağım. Son demde huzuru dinlemeliyim..
Tuesday, November 30, 2010
gelişme/düğüm
İlerliyorum, ilerledikçe karşıma başka bir seçenek çıkarıyor. Oysaki ben seçeneklerden yoruldum, seçtiklerimle bile ilerleyemezken, sürekli yeni seçenekler çıkartıyor bana hediye verirmişçesine. Ona bunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Hediye istemiyorum.. yolda yanıma aldıklarımı elimden düşürmekten yoruldum ve arkada o kadar çok benimsediğimi bıraktım ki, en azından şu an var olanları düşürmek istemiyorum. Arkada kalanları arkada kalmş oldukları için mi yoksa hakikaten mi daha çok benimsemiştim bilemiyorum ama bir şekilde ilerlemeye devam etmek gerekiyorsa, geri dönüp onları toplayamayacağımı biliyorum.
Fakat.. fakat, bir saniye sanki şu an beni sola götürüyor.. solda ne var acaba, hayır düz gitmeliydik.. elimdekileri bırakmadan buradan çıkabileceğim ve koşturmaya son verebileceğim tek yol düz olandı.. şimdi de sağ-sol-düz bir yerlere koşturuyor beni, düşüncelerimi haykırmaya bile vaktim yok.. koşarken ne kadarını haykırabiliyorsam, o kadarını duyuyorsunuz şu an.
Çok ümitlenmiştim belki bu defa beni duyar diye. Hayır, bu defa elimdekileri bırakmayacağım.. Ama buna ben karar verebiliyor muydum?? Unuttum.. Yıllar geçti kendimi onun ellerine bırakalı, eskiden nasıl davrandığımı unuttum. Hatırlamaya vaktim yok düşüncelerimi haykırmaya olmadığı gibi. Fısıldasam duyar mı acaba, belki haykırışlarım tiz bir sesten ibarettir.
Ne çok güzel yoldan geçtim.. Ne çok şeyi sevdim.. Ne çok tarzda dans ettim.. Ne kadar çok şey kazandım ve ne kadar çok şey kaybettim. Geri dönüşü olmadığını bildiğim bu labirentte, kaleminin ucuyla ne kadar uzaklara, ilerilere sürüklendim. Bedenim değiştikçe ruhum da ne kadar çok değişti. Geride vakitsizlikten bıraktırdığı bir çok şeyi ruhum şimdi ne kadar çok özledi. Pişmanlıkla tanışmayı hiç istemezken her gün beni onunla sohbet etmek zorunda bıraktı..
Peki ya şimdi, şimdi geridekileri alamasam da elimdekileri bırakmadan, onun kaleminin ucunun yardımı olmadan, çıkışını bildiğim bu labirentten nasıl çıkabilirim? Ancak başka biri olarak diyor fısıltılar, ama ya o kalem de labirentin heyecanına kapılmış ve sadece ilerlemeyi düşünen bir tatminsiz ise..
Fakat.. fakat, bir saniye sanki şu an beni sola götürüyor.. solda ne var acaba, hayır düz gitmeliydik.. elimdekileri bırakmadan buradan çıkabileceğim ve koşturmaya son verebileceğim tek yol düz olandı.. şimdi de sağ-sol-düz bir yerlere koşturuyor beni, düşüncelerimi haykırmaya bile vaktim yok.. koşarken ne kadarını haykırabiliyorsam, o kadarını duyuyorsunuz şu an.
Çok ümitlenmiştim belki bu defa beni duyar diye. Hayır, bu defa elimdekileri bırakmayacağım.. Ama buna ben karar verebiliyor muydum?? Unuttum.. Yıllar geçti kendimi onun ellerine bırakalı, eskiden nasıl davrandığımı unuttum. Hatırlamaya vaktim yok düşüncelerimi haykırmaya olmadığı gibi. Fısıldasam duyar mı acaba, belki haykırışlarım tiz bir sesten ibarettir.
Ne çok güzel yoldan geçtim.. Ne çok şeyi sevdim.. Ne çok tarzda dans ettim.. Ne kadar çok şey kazandım ve ne kadar çok şey kaybettim. Geri dönüşü olmadığını bildiğim bu labirentte, kaleminin ucuyla ne kadar uzaklara, ilerilere sürüklendim. Bedenim değiştikçe ruhum da ne kadar çok değişti. Geride vakitsizlikten bıraktırdığı bir çok şeyi ruhum şimdi ne kadar çok özledi. Pişmanlıkla tanışmayı hiç istemezken her gün beni onunla sohbet etmek zorunda bıraktı..
Peki ya şimdi, şimdi geridekileri alamasam da elimdekileri bırakmadan, onun kaleminin ucunun yardımı olmadan, çıkışını bildiğim bu labirentten nasıl çıkabilirim? Ancak başka biri olarak diyor fısıltılar, ama ya o kalem de labirentin heyecanına kapılmış ve sadece ilerlemeyi düşünen bir tatminsiz ise..
Wednesday, October 6, 2010
Monday, October 4, 2010
n0thin'
bugün hansel ile gratel'in arkadaşı olmak isterdim. fakat 'cadı' ile tanışasım yok. belki biraz şekerlemeden sonra "arkadaşlar şimdi cadı gelecek, hadi tüyelim" desem acaba kurallara sadık mı olmak isterlerdi yoksa devirler çarkını değiştirecek olsa bile kaçmaya mı karar verirlerdi ?? Hangisi daha cesur veya daha doğru ona karar veremiyorum.
İnsanlara ciklet olmuş bu masalı bozmamak uğruna bir sefer daha cadı tehlikesine girmek mi, yoksa insanların masal dünyasını bozma pahasına mantıkla hareket etmek mi ?? Ben zaten masala dahil olmadığımdan masalı bozmamak uğruna cadı beni kendisi de kovabilir ya da açgözlülüğüne esir düşüp masalı bozmacasına beni de davet edebilir.
Kurallar silsilesi bir sabit numaraya her boy ayağı uydurmaya çalışmaktan başka bir işe yarıyor mu ki acaba.. Hele de bu kalıp kimisine büyük geldiğinde çok gülüyorum :)) esnek numaralar gerek esnek..
İnsanlara ciklet olmuş bu masalı bozmamak uğruna bir sefer daha cadı tehlikesine girmek mi, yoksa insanların masal dünyasını bozma pahasına mantıkla hareket etmek mi ?? Ben zaten masala dahil olmadığımdan masalı bozmamak uğruna cadı beni kendisi de kovabilir ya da açgözlülüğüne esir düşüp masalı bozmacasına beni de davet edebilir.
Kurallar silsilesi bir sabit numaraya her boy ayağı uydurmaya çalışmaktan başka bir işe yarıyor mu ki acaba.. Hele de bu kalıp kimisine büyük geldiğinde çok gülüyorum :)) esnek numaralar gerek esnek..
Wednesday, September 1, 2010
anlık
siyah beyaz bulutların çöreklendiğini hissediyorum. siyah beyaz bulutların üzerime çöreklendiklerini hissediyorum. siyah beyaz bulutların omuzlarımdan masumca dolanıp koltuklarımdan girip belimi sarıp ters yöne bir manevra ile bacaklarıma dolanarak beni sarmaladıklarını hissediyorum. siyah beyaz bulutların ten rengi üzerine sırf kırmızıdan oluşan boyalarımı yıpratmaya çalıştıklarını hissediyorum. ten rengim beyaza, tenime düşen gölgelerim siyaha dönüştü bulutlar beni sararken. kırmızıma öyle sahip çıktım ki diğerlerini önemseyemedim ve hakim olamadım onlara. ama.. ama kırmızı dudaklarım ve sulanmaktan kızarmış göz kenarlarım beni terk etmediler. bulutlar beni sararken esas neyi istediğimi, esas neyi önemsediğimi düşünecek bir vaktim zaten olmadı ki.. aslında bilinçaltımda var olan o tutku ile kırmızılarıma sarıldım. öyle haset etti ki bulutlar kollarıyla yüzüme bir kaç hamle yaptılar ama kırmızı kan ancak bordoya dönüşünce pes ettiler. daha fazla düşünmedim neyi seçerim, neyi isterim diye. köşedeki halim ile zaten belli idi kararım. isteğim uğruna var olan cesurca direncim.. hah elbiseyi mi düşünüyorsunuz siz hala.. çoktan siyah beyaz bulutlara dönüşmüş olan kılıfın kıpkırmızı zihnimin yanında ne lafı olur ki !!
Friday, May 28, 2010
Evet böyle düşünüyorum !!
Zaten stres yaşadığım bir/bu dönemde kafa dağıtmak için kullanılabilecek birebir ilacımı açtım. Fakat bu yeni kullandığım marka bir süredir bana gerginlik verdiği için önce tereddüt ettim. Stresliyken ilacımı almamıştım hiç. Sadece kafa dağıtmak istediğim anlarda almıştım. Fakat kısa zamanda tereddütümü yenip açtığım ilacımı ağzıma attım ve yavaşça sindirmeye koyulmuşken bir anda stresimin dayanılmaz bir boyuta ulaştığını hissettim. İçim bulandı, gözlerim yaşardı, başım zonklamaya başladı ve kendimi asabiyeti berkemal etmiş konuşurken buldum.
Bir insanın kendini tanımamak için bu kadar yalan dolan arkasına saklandığını ve bütün yaptıklarını bir objeye yıkarak sıyrılmaya çalıştığını, kendisini seven insanları bu derece aldatabildiğini, kendisine tüm hayatını vermeye hazır kişinin arkasından bu kadar aldatmaca ve oyun çevirebildiğini tahmin edemezdim. Tahmin etsem de, tüm bu sıfatların bir arada olabileceğini tahmin etmezdim, edemezdim. Kitap benim ilacım olabilir ama 'Zar Adam' isimli nesne, ancak benim ilacımın sonunu getirebilir. Bilim insanı olmak, araştırma yapıyor olmak olguları da insanın kendi iradesini bu şekilde bir nesneye teslim etmesini gerektirmez, çünkü aslında burada bir teslimiyetten öte, esas yapmak istediklerini kendini teslim ediyormuş gibi göstererek ve aslında bir yandan kendini de kandırarak yapmak var.
Tek yapmak istediğim, şu anda hiç çekinmeden pencereden aşağıya makasla kese kese kitabı atmak..
Bir insanın kendini tanımamak için bu kadar yalan dolan arkasına saklandığını ve bütün yaptıklarını bir objeye yıkarak sıyrılmaya çalıştığını, kendisini seven insanları bu derece aldatabildiğini, kendisine tüm hayatını vermeye hazır kişinin arkasından bu kadar aldatmaca ve oyun çevirebildiğini tahmin edemezdim. Tahmin etsem de, tüm bu sıfatların bir arada olabileceğini tahmin etmezdim, edemezdim. Kitap benim ilacım olabilir ama 'Zar Adam' isimli nesne, ancak benim ilacımın sonunu getirebilir. Bilim insanı olmak, araştırma yapıyor olmak olguları da insanın kendi iradesini bu şekilde bir nesneye teslim etmesini gerektirmez, çünkü aslında burada bir teslimiyetten öte, esas yapmak istediklerini kendini teslim ediyormuş gibi göstererek ve aslında bir yandan kendini de kandırarak yapmak var.
Tek yapmak istediğim, şu anda hiç çekinmeden pencereden aşağıya makasla kese kese kitabı atmak..
Tuesday, May 25, 2010
srood gnidils
süreç tersine işlerse.. tersine de işleyebiliyor.. tersine işlerken yolda bulduğu arkadaşlarını da yanına alıyor ve bremen mızıkacıları misali üstüste toparlana toparlana tostoparlak ola geliyor ve güm diye zayıf noktadan vuruyor. her tesadüf güzel olmadığı gibi bizim kendi elimizle yarattığımız bu tesadüfler ardına arkasına bakmadan, onu yaratanı umursamadan can yakabiliyor. günlerce sürecek kramplar gibi esip geçip eğlenirken yaratıcısını hiçe sayan saygısız tesadüf gün gelir elbet gider ve fakat o zamana kadar kırıp döktüklerini toplamak oldukça yorulmuş ve bitkin düşmüş olan yaratıcıya kalır. O bunları toparlar mı? Bir süre ruhani benliğini öne çıkararak dolansa da yeni tesadüf meyvelerine doğru adım adım ilerlemek yolunda yerden sırayla parçaları alır ve yoluna devam eder..
Friday, May 14, 2010
Başlangıç/Serim
'Sanat: Sadece kendisine dair olan şeye sanat denir (bir sanat eseri üretme girişiminde başarının sonucudur). Maalesef sanatın elimizde ne örneği ne de varlığına inanmak için iyi bir neden vardır. (Yapılan her şey bir amaçla yapılmıştır, amacı bulunan her şey, o şeyin dışında vardır, mesela, Şunu satmak istiyorum veya Bunun beni çok meşhur ve sevilen biri yapmasını istiyorum ya da Bunun beni tamamlamasını istiyorum.) Ve buna rağmen hala yazmaya, resim yapmaya, heykel yontmaya ve bestelemeye devam ediyoruz. Aptallık mıdır bu?'
'Mamul: İşlev hayrına yaratılmış ve dünyayla ilgisi bulunan, amaçlı şeye mamul denir. Bir anlamda her şey mamule örnektir.'
Jonathan Safran Foer
Şimdi etrafımızda bulunan ve beğenilmek üzere çıldıran günümüz 'eserciklerinin' çoğu için 'aptallık mıdır bu yoksa mamule sanat demek midir?' diye sorasım geliyor. Fazlası da döneniyor ya aklımda&kalbimde yine de öz olsun şimdilik.
'Mamul: İşlev hayrına yaratılmış ve dünyayla ilgisi bulunan, amaçlı şeye mamul denir. Bir anlamda her şey mamule örnektir.'
Jonathan Safran Foer
Şimdi etrafımızda bulunan ve beğenilmek üzere çıldıran günümüz 'eserciklerinin' çoğu için 'aptallık mıdır bu yoksa mamule sanat demek midir?' diye sorasım geliyor. Fazlası da döneniyor ya aklımda&kalbimde yine de öz olsun şimdilik.
Thursday, March 4, 2010
2 senaryo
Hiçliğe gitmek mi daha kötüdür yoksa hiçlikten gelmek mi? Durup dururken bir anda zihnini kemiren bir kemirgenin seslerini duyduğunu düşün. Zihininin yarattığı bu kemirgen tüm benliğini ele geçirebilir. Sana senin sesinmişcesine kendi sesini duyurabilir. Sana yapmak istemediğin şeyleri emredip yaptırabilir. Olmadığın bir kişinin sen olduğuna seni inandırabilir. Giderek yitirmekte olduğun 'sen' hiçbir şeyi anlamadan onun direktifleri doğrultusunda hareket eder. Senin varabileceğin noktaları sana unutturur. Beynini uyuşturur. O, yerinde oturmuş bir şeyler yapmaya çalışıp yapamazken, senden hıncını alır ve senin yapabileceklerini sana unutturur. Böylece sen de onun gibi olursun. Giderek, giderek ve giderek.. Sonunda, oturduğun yerden ellerine, kollarına baktığında tanıştığına memnun olmazsın bu yeni kişiyle.
Zihninde yaşayan bir kemirgeni söküp atmaya çalıştığını düşün. O kadar çok senden almış ki/çalmış ki onu yakalamaya çalışırken geçtiğin yerlerin hep engebeli. Zihnindeki mükemmel hatlardan eser yok. Düşe kalka onu yakalamak için ilerlemeye çalışıyorsun. Bunca zaman neler yaptığını, neler düşündüğünü, nasıl da haksız olduğunu, 'sen' kişisine verdiğin/verdiği hasarı düşünüyorsun. O kişiye yarattığın engelleri düşünüp de aslında yapabileceklerini yapamadığına inandırdığını fark ettiğin anda o kemirgeni kucağında buluyorsun ve olanca kuvvetinle 'sen' kişisinden uzağa atıyorsun. Sonunda kopmuş parçaların tamamlanıp 'ben' olurken rüzgarın esintisinde yolunu buluyorsun.
Sunday, February 7, 2010
ne var
japon bilim insanları plastiğin yerini alabilecek "elastik su"yu üretmişler, en azından çevreci bir yaklaşım olarak. Şimdi bunu yazayım diyordum ama gerek yok, sıkıldım ben, bibip :)
Thursday, January 14, 2010
our team@euronews
Taşkışla'da neler yapıyoruz!! Taşkışla'da enerji korunumu, enerji verimliliği, alternatif enerji yöntem ve sistemleri, yenilenebilir enerji kaynakları üzerine bina bazında çalışmalar yapıyoruz. Euronews'in bizim ekiple yaptığı çekim yayınlandı.
http://www.euronews.net/2010/01/14/building-energy-efficient-cities/
İyi Seyirler :))
http://www.euronews.net/2010/01/14/building-energy-efficient-cities/
İyi Seyirler :))
Monday, January 4, 2010
Because my mother tongue is Turkish, I was taking my notes in Turkish in here. However, my Japanese friend Kanako sent her blogspot address to me today and I saw that her notes were in English for her international frineds. In fact, it is a good idea, sometimes I may write in English too. I think now Kanako chan is checking out my blog page, "Hajimemashite Kanako Chaaaann". :)
Saturday, December 12, 2009
Ne Te Retourne Pas
Türkiye' de 'Dönüşüm' uzun zamandır izlediğim en güzel konulu filmdi diyebilirim. Efektler açısından çok yetersizdi, bunu dile getirmeliyim, fakat konu ve konunun işlenişi açısından Sophie Marceu'nun başarılı karakter eşlemiyle sürükleyici ve dolu bir filmdi.Kısaca fim: yazar Jeanne 8 yaşında küçük bir kız iken bir trafik kazası sonucu hafızasını yitirmiştir, genç bir anne olduktan sonra otobiyografi yazmaya karar verir, fakat 8 yaşı öncesini annesinin hatırlatmalarına rağmen bir türlü kafasında oturtamamaktadır. Otobiyografisinin başarısız olmasının ardından geçirdiği travmalar ile vücudunda ve etrafında bir takım değişimler hisseder ve karşısında gördüğü her şey bambaşka birisine ait şeylere dönüşür.
Psikolojik bir gerilim olan film beni insanın içinde yaşadığı bu ikilemi canlı olarak izletebilmesi açısından çok etkiledi. Herkese izlemelerini tavsiye ederim.
Subscribe to:
Posts (Atom)
